Vakıf Binâsı

 

 

1877-1878 yılları arasındaki, 93 Harbi diye bilinen Osmanlı-Rus Savaşı’ndan sonra Balkanlar’dan İstanbul’a büyük bir Türk göçü gerçekleşmiştir. Filibe hânedânından Halim Bey ve eşi Hatîce Cenan Hanım da, bu göç netîcesinde âilece İstanbul’a gelmiştir. Ken’an Rifâî bu âilenin tek evlâdıdır. Halim Bey, İstanbul’da biri Gedikpaşa’da diğeri bugün Fatih’te Muhtesip İskender mahallesi, Kırtay sokağında, 9 numarada bulunan iki konak satın almıştır.(2)

Halim Bey’in Fâtih’teki konağının ilk inşâ tarihi bilinmemektedir. Binâ, 1921-1922 yıllarında yıkılarak yeniden yapılmıştır. İnşaat işlerine nezâret eden mimar, o yıllarda Betonarme Galip Bey lakabıyla tanına zâttır. Merhum Ekrem Hakkı Ayverdi de o yıllarda meslek hayatına yeni atılmış genç bir mühendis-mimar olarak, inşaat faaliyetleri içinde çeşitli hizmetlerde bulunmuştur. Yaklaşık 75 sene kullanılan bu binâ da, 90’ların başında iyice yaşlanıp bel vermeye başlayınca, 1996’da yıkılıp, aslına uygun bir şekilde ve bazı yeni fonksiyonlar ilâve edilerek tekrar inşâ edilmiştir.(3)

Ken’an Rifâî’nin Medîne’den döndüğü dönemde, Osmanlı İmparatorluğu, entelektüel ve siyâsî kadrolarının fikrî plandaki II. Meşrutiyet hazırlıklarına sahne olmaktadır. Bu tarihlerde Ken’an Rifâî ve arkadaşları konağın selamlığında, belli günlerde toplanmaya başlarlar (1906-1907 yılları). Bu toplantılarda mânevî sohbetler ve entelektüel konuşmalar yapılmaktadır. Dönem, siyâsî olaylar bakımından bir hayli ağırdır ve çok sayıda jurnal hâdisesi yaşanmaktadır. Bunun üzerine Ken’an Rifâî, kendi dost muhitiyle tasavvufî ve entelektüel sohbetlerini devam ettirebilmek ve irşad vazifesini gerçekleştirebilmek için, o günkü hukuk zemini ve toplum hayatında yerini bulmuş bir müesseseye ihtiyaç olduğunu görür. Zamânın şartlarında buna en uygun müessese de klasik mânâda bir dergâhtır.(4) Nitekim, Ken’an Rifâî’nin dört tarîkatten (Rifâî, Kādirî, Şâzelî, Mevlevî) icâzeti bulunmaktadır. Neticede, konağın bahçesinde bir dergâhın inşâ edilmesine karar verilir ve tâkip eden günlerde inşaata başlanır. Ken’an Rifâî, dergâhı, manevî tekâmülünde önemli bir yeri olan annesi “Ümmü Ken’an” Hatîce Cenân Hanım adına bizzat kurmuştur.

Ümmü Ken’an Dergâhı, 1908 yılının Ağustos ayında yapılan bir merâsim ve âyinle açılır. Bu tarih itibariyle, İstanbul’da açılan son dergâhlardan olduğu söylenmektedir. Açılış âyininin terennümleri ile II. Meşrutiyet kutlamalarında atılan top seslerinin birbirine karıştığı rivâyet edilir. Bunlara göre, dergâhın açılışı konağın alınmasından yaklaşık 30 sene sonraya rastlamaktadır. Dergâhı inşâ eden mimar veya ustanın kim olduğu bilinmemektedir.

Ümmü Ken’an Dergâhı, Evkaf İdâresine bağlı bir vakıf-dergâh değildir; mülkiyeti Ken’an Rifâî’ye aittir.(5) Bununla beraber, yapılacak işlerin tâlimatnâme şeklinde yazıldığı bir vakfiyesi vardır. Vakfiyenin bir nüshasının Kendilerinin makam odasında duvara asılı vaziyette, diğerinin de Vakıflar Genel Müdürlüğü arşivinde mevcut olduğu bilinmektedir.

Dergâhta Çarşamba(6) ve Cuma(7) günleri Ken’an Rifâî Hazretleri tarafından Mesnevî sohbetleri yapılıp, âyin-i şerîf icra edildiği; ayrıca ramazan, kandiller, kadir gecesi, dinî bayramlar, muharrem ve aşûre günlerinde de bu merâsimlerin tertiplendiği bilinmektedir. Âyinlerde zaman zaman Rifâî geleneğine uygun olarak burhan gösterildiği de rivayet edilmektedir.(8) Dergâhın müdâvimleri arasında münevver zümreden pek çok kişi bulunmaktadır. Devrin şeyhü’l-islâmının ve şeyhlerinin sohbet ve âyinlere devam ettiği, ayrıca bâzı patriklerin ve papazların da zaman zaman sohbetlere katıldığı bilinmektedir.(9)

Ümmü Ken’an Dergâhı, 1925 senesinde tekke ve zâviyelerin kanûnen kapatılmasına kadar 17 sene faaliyetini sürdürmüştür. Ken’an Rifâî, dergâhların kapatılmasına dair kanûna, hiçbir şüphe ve tereddüde yer bırakmaksızın uymuştur. Tâkip eden günlerde, binânın mîmârîsinde bâzı değişiklikler yapılarak dergâh fonksiyonları kaldırılmış, meskene dönüştürülmüştür. Yapılan bu yeni mekânlara da âile efradı yerleştirilmiştir.

(1) Bu bölümdeki bazı bilgiler için, Ken’ân Rifâî’nin torunu Prof. Dr. Kenan Gürsoy’la yapılan mülâkattan faydalanılmıştır.
(2) Sâmiha Ayverdi, Dost, Hülbe Basım ve Yayın T.A.Ş., Ankara, 1980, s. 6.
(3) Konağın yeniden inşâsını, genç yazarlarımızdan ve Ken’ân Rifâî’nin üçüncü kuşaktan torunu Gülmisal Gürsoy, fevkalâde lirik bir üslûpla hikâye ederek, kaleme almıştır (Dört Duvar Seni Söyler-Ken’ân Rifâî ile Diyardan Diyâra, Bir Harf Yayınları, İstanbul, 2007).
(4) Sâmiha Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol, Sofi Hûri, Kenân Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık, Hülbe Basım ve Yayın A.Ş., 3. baskı, İstanbul, 1983, s. 88..
(5) Ken’ân Rifâî, Sohbetler, haz.: Sâmiha Ayverdi, 2. baskı, Kubbealtı Neşriyâtı, İstanbul, 2000, s. 270; Mustafa Tahralı, “Kenan Rifâî", TDV İslâm Ansiklopedisi, C. XXV, Ankara, 2002, s. 254-255.
(6) İ. Aydın Yüksel, “Ümmü Kenan Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. VII, İstanbul, 1994, s. 338-339.
(7) Ken’ân Rifâî, Ebu’l-alemeyn Seyyid Ahmed er-Rifâî, yay. haz.: Prof. Dr. Mustafa Tahralı, Cenan Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı Neşriyatı: 2, 2. baskı, İstanbul, 2008, s. 220.; Hüseyin Vassâf, Sefîne-i Eyliyâ, çev: Mehmet Akkuş ve Ali Yılmaz, Seha Neşriyat Tic. A. Ş., İstanbul, 1990, s. 228; Mehmet Demirci, Kenan Rifâî ve Çevresi, Demokrasi Platformu, yıl:2, sayı:6, Ankara, 2006, s. 51, 7. dipnotu.
(8) İ. Aydın Yüksel, “Ümmü Kenan Tekkesi”, Dünden Bugüne İstanbul Ansiklopedisi, C. VII, İstanbul, 1994, s. 338.
(9) Sâmiha Ayverdi, Nezihe Araz, Safiye Erol ve Sofi Hûri, Kenân Rifâî ve Yirminci Asrın Işığında Müslümanlık, Hülbe Basım ve Yayın A.Ş., 3. baskı, İstanbul, 1983, s. 91.

Binânın orijinal durumunu, 1991-1992 yıllarında alınan rölöveleri(10) ve hazırlanan restitüsyon projesi(11) ışığında, günümüzde artık büyük bir doğruluk payıyla târif etmek imkânımız vardır.

Ümmü Ken’an Dergâhı, ahşap konağın solunda yer alıp, zemin kat üzerine iki kat olarak inşâ edilmiştir. İnşaat tekniği bakımından, birinci kat döşemesine kadar taş duvarlarla îmal edilmiş; birinci ve ikinci kat döşemeleri, ikinci kat tavanı, çatısı ve duvar sistemi ahşap olarak yapılmıştır. Önünde ise küçük bir bahçe bulunmaktadır. Bahçe, sokak tarafından yüksek ve pencereleri olmayan taş duvarla çevrilidir. Bu bahçeye biri konağın giriş holünden (hayâtından), diğeri Kırtay sokağından olmak üzere iki kapı açılmaktadır. Sokağa açılan kapı dergâhın cümle kapısı olup, bahçeyi ortalayacak şekilde iki kanatlıdır. Bahçe zemini, sokak kotundan 130 cm kadar yukarıdadır.

Dergâhın iç kapısına basamaklarla ulaşılmaktadır. Bina girişinin her iki tarafında bahçe kotuna göre 1,50 metrelik yükseltiler bulunmaktadır. Girişin solundaki yükseltide, dışarıda anneleri Hatîce Cenan Vâlide Sultân’ın makam kabri bulunmaktadır. Naaşları daha sonra Merkez Efendi Kabristanı’na evlâtlarının yanına nakledilmiştir.

Binanın iç cephesinde, birinci kat döşemesine kadar taş duvarlar bulunmaktadır. Bu duvarlar dış cephede tuğla ile kaplanmıştır. Birinci kat ve ikinci kat dış cepheleri ahşap kaplamadır.

Zemin kattaki giriş, uzunlamasına dikdörtgen kuruluşlu bir orta mekâna (hayâta) açılır. Hayâtın sol tarafında, ön bahçeye bakan bir oda, ayrıca arka bahçeye bakan ve dergâh açıkken kahve ocağı olarak kullanıldığı bilinen bir mutfak bulunur. Sağ tarafta tabhâne (İstanbul’a gelen fakir kimselerin iş buluncaya; zayıf ve güçsüzlerin, hastahâneden çıkanların sağlıklarını kazanıncaya kadar barınmaları için yapılmış yer(12)) mekânı mevcuttur. Buraya, ihtiyaç sahiplerine yemek verildiği için taamhâne de denilmektedir. Giriş holünün arka bahçeye bakan bölümündeki iki kollu, sahanlıklı, ahşap merdivenle üst kata çıkılmaktadır. Merdivenin solunda ise arka bahçe çıkışı ve bir tuvalet bulunmaktadır.

Birinci kat, plan şeması olarak zemin katı tekrarlar. Hayâtın sağ tarafındaki mekân dergâhın semâhânesidir. İki kat yüksekliğindeki semâhâne, kare kuruluşludur. Dergâh semâhânesinin zemini yani meydânı burasıdır. Orta alan (meydan), basık bir kubbe ile örtülmüş ve etrâfı U şeklinde bir maksûre (tekkelerde zikre katılmayanların oturduğu yüksekçe parmaklıklı yer ) ile çevrelenmiştir. Semâhânenin bahçeye bakan tarafında, duvarı yaklaşık ortalayacak şekilde, bir mihrap olup, bunun nişi cepheden bahçeye taşmış vaziyettedir. Dış cephede, bu nişin sağ üst tarafında, maksûre hizasında, küçük bir kuş evi vardır. Ayrıca, binânın bu cephedeki en sağ tarafında, konağa geçiş için yapılmış bir kapı vardır. Dergâhların kapatılmasından sonra bu kapı da kapatılmış ve geçişi sağlayan köprü kaldırılmıştır.

Giriş holünün solunda ise özel görüşme ve sohbet maksadıyla kullanılan 2 adet oda bulunmaktadır. Birinci kat 1925’te mesken olarak kullanılmak üzere tâdil edilmiş ve çeşitli ilâve bölmeler yapılmıştır. Odalardan arka bahçeye bakanı, mutfağa dönüştürülmüştür.

İkinci kat da plan şeması olarak zemin ve birinci katı tekrarlamaktadır. Holün sol tarafında ise 2 adet oda bulunmaktadır. Sağ kısımda, semâhâneyi çevreleyen U şeklindeki maksûrenin üst katı bulunmaktadır. Basık kubbenin orta kısmında ve köşelerinde ahşap çıtalarla yapılmış sekiz köşeli yıldız motifleri bulunmaktadır (İslâm kültüründe çeşitli mânâları temsil ettiğine inanılan bu sayı, aynı zamanda cenneti anlatan bir semboldür. Rifâî taçları da genellikle sekiz veya on iki dilimlidir).

(10) Selim Öztürk, Fatih ilçesi, Muhtesip İskender Mahallesi, Kırtay Sokağı, 177 Pafta, 1535 Ada, 27 Parsel, Târihî Binâ, Rölöve Projesi Raporu (Anıtlar Kurulu onay tarih ve sayısı: 02.10.2002/14296).
(11) Selim Öztürk, Fatih ilçesi, Muhtesip İskender Mahallesi, Kırtay Sokağı, 177 Pafta, 1535 Ada, 27 Parsel, Târihî Binâ, Restitüsyon Projesi Raporu (Anıtlar Kurulu onay tarih ve sayısı: 05.05.2003/14873).
(12) İlhan Ayverdi, Misalli Büyük Türkçe Sözlük, İstanbul, 2005, s. 2982.

Bina günümüzde Cenan Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı ve Ken’an Rifâî Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü olarak kullanılmaktadır.

Bina, restitüsyon projelerine uygun olarak, 2003-2007 yılları arasında yeniden inşa edilmiştir. Y. Mimar Tayfur Öztürk, îmâlat projelerinin hazırlanmasının yanında ekibiyle birlikte Cem Mimarlık olarak projenin müteahhitliğini de üstlenmiştir. Mimar Gürbüz Ertürk, inşaat işlerinin kontrolünü yapmıştır. İç Mimar Metin Yıldıran, binanın iç mimari çalışmalarını yürütmüştür.

Binânın dış konturu, karnıyarık plan şeması ve iç mekânda yer alan kubbe, prensip olarak aynen korunmuştur. Yeni fonksiyonuyla bir vakıf merkezi olması ve aynı zamanda bu değerlerin korunması gerektiği düşünülerek en uygun şekilde tanzim edilmiştir. Mekânların adetleri ve yerleri, yine prensip olarak korunmuş, zemin kata bir adet çay ocağı ilâve edilmiştir. Merdivenler günümüz standartlarına uygun ölçüye getirilmiş, bütün katlara hizmet eden bir adet asansör yapılmıştır. İhtiyaçlardan dolayı bir bodrum katı da ilâve edilmiştir.

Binânın zemin katı kâgir olarak bırakılmış, üst katlar günümüz teknolojisine en uygun sistem olan çelik iskelet üzerine, ahşap kaplama şeklinde îmâl edilmiştir. Çelik karkas sistemi ile döşeme kalınlıkları en az seviyeye indirilerek, orijinal döşeme kalınlıklarına büyük ölçüde yaklaşılmıştır. Dış cephe ahşapla kaplanarak, orijinal görünümüne erişilmeye çalışılmıştır.

Yeni hâli ile zemin katta giriş holünün (hayâtın) sağ tarafında bulunan taamhâne mekânı, bir kütüphâne hâline getirilmeye başlanmıştır. Sol taraftaki iki oda ise Cenan Vakfı Müdüriyeti’ne ayrılmıştır. Bodrum kat ise fuayesiyle beraber 120 kişilik bir konferans salonu olarak düzenlenmiştir.

Birinci katın sağ tarafında bulunan semâhâne ise aslına uygun olarak inşâ ve tefriş edilmiş, vakıf müzesi olarak ziyaret edilebilmektedir. Bu katta sol tarafta bulunan iki oda ise, müze çalışmaları kapsamında, Ken’an Rifâî Hazretleri’nin şahsî eşyalarının sergileneceği mekânlar olarak düzenlenmektedir.

Binânın ikinci katında ise, sağda semâhâneyi çevreleyen üst kat maksûresi girişi ile sol tarafta iki adet toplantı odası bulunmaktadır.