Cenan Vakfı’nın Endülüs Gezisinden İzlenimler

3 Mayıs 2016 tarihli Yönetim Kurulu kararımız doğrultusunda, Vakfımızın kültür gāyesine uygun olarak, İslâm Kültürünün geçmişini tanıtmak, eski kültürün izlerini görmek ve Endülüs’ü tanımak maksadıyla bir gezi düzenlendi. Organizasyonunu İşletme Müdiremiz Şengül Sürmen’in üstlendiği “Endülüs Gezisi” büyük bir muvaffakiyetle gerçekleştirildi.

25-29 Mayıs 2016 târihleri arasındaki beş günlük gezimize yirmi dört kişilik bir kāfile katıldı. İçilecek sudan oturulacak koltuklara herkesin birbiriyle yarışırcasına ikramda bulunması, târihî eserlerin seyri temâşâsındaki pozisyondan trafik ışıklarının geçilmesindeki yardımlaşmaya kadar geziye katılanların birbirlerine olan ikram ve desteği, geziyi bir nezâket ve zerâfet takdimi haline getirmişti. Kāfilemize ve vakfımızın gezilerine ilk defa katılanlar, böyle zarif ve nezâketli bir gezinin olabildiğine ilk defa şâhit olduklarını, buna hayranlık duyduklarını, böyle gezilerin tekrarına zevkle katılacaklarını açık açık ifade etmekten kendilerini alamadılar.

İstanbul Atatürk Hava Limanı’ndan havalanan THY’ na ait uçağımız bizi İspanya’nın Malaga Hava Alanına indirdiği vakit öğleni henüz geçmişti. Birkaç yüz bin nüfuslu Malaga’yı gezmek için bize yarım gün yetmişti. Oldukça temiz ve düzenli olan bu şehir, Batı Medeniyetinin inşâsında büyük roller ve hizmetler üstlenen İslâm Medeniyeti Döneminden hiçbir iz ve nişâne taşımıyordu. Bir şeye sahip olmak kadar onu muhafaza etmenin de maddî-manevî, aklî ve fikrî güç ve imkâna bağlı bulunduğu şartı, ilk anda bile kendini hissettiriyordu.

Granada daha büyük bir şehirdi. Koyu kırmızı anlamına gelen El Hamra Sarayı’nın ihtişâmı, duygu dünyamızı buruk bir acı ile zevkin karışımı halinde sarstı.  Böyle büyük ihtişâmı ve ince zevki, matematik ölçülerle derin duygu sellerini bir arada tutarak taşa toprağa nakşeden mahâretli güç ve akıl,  nasıl olmuş da birden bire buharlaşıp uçuvermişti?  Taşa, tahtaya, hemen her yere zevkle işlenmiş  “Zafer sadece ve sadece Allah’ındır”  sözü, insanı tesellî edici bir öğüt olarak mı, yoksa “Aklınızı başınıza alın, aksi halde…”  ihtarı olarak mı değerlendirilmelidir? O şuur neden devam ettirilemedi?  Bu devam ettirilemeyişin altında yatan sebepler, bugün İslâm Dünyasının hâlâ sırtında taşıdığı yüklerin ve onu kamburlaştıran sebeplerin aynısı değil midir?

Cordoba’ nın târihî Roma Köprüsü, başındaki kuleden, kendi dönemini, sağlamlığını ve azametini haykırır gibidir.  Merkez Cuma Camii ile Cathedral’in iç içe geçmiş azametleri, ihtişamları ile çarpık manzaraları; madde ile maddenin, mânâ ile mânânın, akıl ile aklın karşılıklı çarpışmalarını mı, birlikte yaşayabilmenin imkânlarını mı sergilemektedirler? Hepimize mekân olan yeryüzünde bunlar, birbirinin boğazını sıkmaya çalışmak yerine yan yana veya sırt sırta birbirlerini tamamlayıp destekleyen manzaralar sergileyemezler miydi? Bu hal, yeryüzünün darlığından mı, yoksa insan kin ve ihtirâsının yeryüzüne sığmaz azametinden mi kaynaklanmaktadır?

Bizleri saran bir başka endişe ve telâş, Sevilla’nın beyaz duvarlarla çevrili dar sokakları, kim bilir hangi ilim, fikir ve mânâ insanının ayak izlerini taşımaktaydı?  Muhyiddin İbn-i Arabî’nin nefesi, acaba hangi evin duvarlarına nüfuz edip sinmişti? Cordoba’nın meşhur kadısı buradan acaba nasıl geçmişti, kendisini kimler karşılamış, nasıl uğurlamıştı? Endülüs Medeniyeti ile Batı Medeniyetini inşa eden İbn-i Rüşdlerin, İbn-i Tufeyllerin… ruhları acaba Granada, Cordoba, Sevilla sokaklarında hâlâ dolaşıyorlar mıydı?

Pek çok Avrupa şehirlerinde olduğu gibi Sevilla’nın da geniş yeşil alanları ve parkları, insanların tabiat ile beraber yaşamasını, rahatça nefes alıp huzur ve sükûn içinde düşünmesini sağlamaktadır. Sevilla’ya hayat veren, Kristof Kolomb’u Atlas Okyanusu’na ulaştıran, onu Amerika yolculuğuna sevk eden bu nehir miydi?

Acısı, tatlısı,  geçmiş günlerin buruk hasreti ile yoğunlaşan duygular yumağı,  bitmekte olan beş günlük gezimizin yükünü bir hayli ağırlaştırmıştı. İstanbul’a taşımak için uçağımız bunlara tahammül edebilir miydi?

29 Mayıs Pazar akşamı, Atatürk Hava Limanında bagajlarını bekleyen Cenan Vakfı’nın Endülüs Gezisi kāfilesinin fertleri, bir dahaki seyahatte buluşmak ümidinin heyecanı ile birbirlerine sarılarak vedalaşıyorlardı. Kısmet?

Prof. Dr. Fahrettin Olguner

Cenan Eğitim, Kültür ve Sağlık Vakfı Mütevellî Heyet Üyesi

Ken’an Rifâî Tasavvuf Araştırmaları Enstitüsü Müdürü